BİLDİĞİMİZİ NE KADAR DOĞRU BİLİYORUZ? BİLMEDİĞİMİZİ NASIL ÖĞRENİYORUZ?

Merhaba Değerli Perakende Çağı okuyucuları; makaleme üç cümle kurarak başlamak istiyorum... 1. Bildiğimizi iyi bileceğiz. 2. Bilmediğimizi iyi öğreneceğiz. 3. Öğrendiklerimizi de iyi öğreteceğiz. Aslında bu üç cümle bizim yaşam hikâyemizin temeli...

  1. Neden bildiğimizi iyi bileceğiz çünkü bildiğimiz her şeyin ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu bir başkasından öğrendiğimiz için olabilir mi?
  2. En son bildiğiniz şeylerin doğruluğunu ne zaman teyit ettiniz?
  3. Belki de o zamanki doğrularınız, bugün yanlışlarınız olarak karşınıza çıkıyordur!

Örneğin bir zamanlar çok iyi tanıştığınız görüştüğünüz insan artık yaşamıyor olabilir mi? Yâ da çok iyi ticaret yaptığınız bir şirket artık kapanmış hizmet vermiyor olabilir mi? Peki bir zamanlar çok iyi satılan ürünler artık hiç satılmıyor yâ da az satılıyor olabilir mi?

Öyle ise doğru bildiğimiz birçok yanlışlar olabilir, o halde tek yapmamız gereken doğru bildiklerimizi teyit ederek emin olmamız gerekiyor ki doğru bilgi verelim.

Günümüzde eski alışkanlıklar artık doğru bildiğimiz yanlışlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bunun bir örneğini verecek olursak, bildiğimiz birçok ürün geçmişte çok iyi satarken günümüzde artık nesli tükenmek üzere ama hala akıllarda o çok iyi bildiğiniz zamanlardaki seviyelerde. Yâ da birçok kurum ve kuruluşlar isim değişiklilerine uğramış hala eski isimleri ile konuşulmaya devam ediyor.

İşletme kültürümüzde de bunun geçerli olduğunu düşünenlerdenim; işletmenin gücü, finansı, üretilen değeri, sürdürülebilir kazanç yapısının günümüz şartlarına göre yeniden gözden geçirilmesi, işletmeye değer katması ve yeterli kazancın sağlanması en önemli sürdürülebilirlik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eğer bunu yapmazsak ne mi olur? Sel gider kum kalır...

Gücüne göre davran, gücüne göre hareket et, bir başkasının yaptığı yanlışa ortak olma, sen doğru olanı yap ki bir başkası da seni örnek alsın, böylece herkes doğru olanı yapsın.

Neden zor oyunu bozar hiç düşündünüz mü?

Her şey güllük gülistanlık iken hiçbir şey kimsenin umurunda değildir. Yani küçük ayrıntıların büyük detayların başlangıcı olduğunun farkında olmadan ötelemek olsun önemli değil dert etme olur böyle şeyler gibi cümleler kurup maliyetlerin arttığının karlılığın düştüğünün farkına bile varamadan kâr marjını dahi ayarlayamamak büyük zorlukların habercisi olur. Gelir gider hesabını yapamayan şirketlerin zora düştüklerinde nasıl arkalarından konuşulduklarını ve bir anda büyük şirketlerin nasıl yok olduklarına hep şahit olduk. Olmaya da devam edeceğiz. O bakımdan zora düşmeden gelin şu bildiklerimize tekrar göz atalım.

* İletişim ve haberleşme sorun,

* Mağaza içi  M² lerini verimli bir şekilde kullanma sorun,

* Stok sayım tutmuyor sorun,

* Etiket kasa tutmuyor sorun,

* Nitelikli Eleman bulunmuyor sorun,

* Rekabet etmek etmemek sorun,

* Yakın m2’lere mağaza açmak açmamak sorun,

* Şubeleşmelerde büyümek ya da büyüyememek sorun,

* Hedefler ve karlılık tutuyor tutmuyor sorun,

* Yeterli donanım ve iyi bir yazılım programına sahip olmak olmamak sorun,

* İş kontrolü ve demirbaşları kayıt altına almak alamamak sorun.

İşiniz elinizden gitmeden, işinizin kıymetini bilmenin, sorunları çözmenin, çözemediğiniz sorunlarla alakalı işini iyi bilen kişi ve kurumlardan danışmanlık bilgi alınması veya işinize gerekli yatırımları yapıp, elemana göre iş değil de işe göre eleman almak. doğru bildiğiniz yanlışları düzelterek en iyi hizmeti vermenin en kârlı şekilde işletmenizi yönetmenin, keyfini çıkarın.

 

Sevgiyle kalın...