
Tarla–Raf Fiyat Tartışmaları ve İklim Riski Masaya Yatırıldı
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Perakende Komitesi tarafından düzenlenen 4. İstişare Programı, perakende ve tedarik zincirinin güncel sorunlarını ve çözüm önerilerini gündeme taşıdı. Cemile Sultan Korusu’nda gerçekleştirilen toplantıda, fiyat oluşum süreçlerinden gıda güvenliğine, iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkilerinden sürdürülebilirliğe kadar birçok kritik başlık ele alındı. Programda söz alan Reis Bakliyat Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, özellikle tarla ile raf fiyatları üzerinden yapılan yanlış karşılaştırmalara dikkat çekti.
Işılay Reis: “Tarla ile Raf Arasındaki Süreç Göz Ardı Edilmemeli”
Reis Bakliyat Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, bazı sosyal medya mecralarında yer alan dezenformasyon içeren ve gerçeği yansıtmayan iddialar nedeniyle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ihtiyacının doğduğunu belirtti. Son dönemde, tarladaki fiyat ile market raf fiyatlarının yan yana getirilerek aradaki farkın doğrudan marketin ya da tedarikçi firmanın kârı gibi sunulduğunu ifade eden Reis, bu yaklaşımın gerçeği tam olarak yansıtmadığını vurguladı.
Tarla ile raf arasında çoğu zaman göz ardı edilen çok önemli bir süreç bulunduğunu dile getiren Reis, “Bugün ‘daldaki elmanın’ fiyatı, raftaki elmayla; ‘tarladaki patatesin’ fiyatı, marketteki patatesle karşılaştırılıyor. İşlenmemiş çeltik fiyatı, pirinç fiyatı gibi sunuluyor. Bakliyat; elenmemiş, boylanmamış, ayıklanmamış tarladaki haliyle raftaki ürünle kıyaslanıyor. Bu tür karşılaştırmalar maalesef gerçek dışı bir algı oluşturuyor ve fiyat artışlarının gerçek nedenlerine odaklanılmasını engelliyor. Dahası, dezenflasyon sürecini de olumsuz etkiliyor” dedi.
Bir ürünün tarladan sofraya uzanan yolculuğuna dikkat çeken Reis, bir tohumun toprağa düşmesiyle başlayan sürecin; tohum, gübre, ilaç, akaryakıt, enerji, hasat, depolama, sınıflandırma, temizleme, işleme, paketleme, nakliye, finansman maliyetleri, iş gücü ve perakende satış giderleriyle şekillendiğini belirterek, kalıcı çözümler için bu maliyetlerin şeffaf biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.
Pirinç ve bakliyat sektöründe satış noktalarında yoğun bir rekabet bulunduğunu vurgulayan Reis, rekabet ortamında firmaların hem piyasa koşullarını hem de tüketicinin alım gücünü dikkate almak zorunda olduğunu ifade etti. Bu ortamın belirli dönemlerde fiyatları sabitleyebildiğini ve dezenflasyon sürecine olumlu katkı sağlayabildiğini dile getirdi.
“Fiyat Ayrıdır, Değer Ayrıdır”
Fiyat ile değer kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini belirten Işılay Reis, fiyatın arz ve talebin kesiştiği noktada oluştuğunu, değerin ise ürünün fiyattan bağımsız olarak taşıdığı nitelik olduğunu söyledi. Raflarda aynı ürün grubunda farklı fiyatların görülmesinin temel nedeninin de bu olduğunu ifade eden Reis; pirinç ve bakliyatta menşei, standart, kalite, analiz oranları, mahsul yılı, lezzet ve porsiyon miktarının fiyatı doğrudan etkilediğini vurguladı.
Piyasada 100’ün üzerinde pirinç çeşidi bulunduğunu, ancak bunların yüzde 80’inin pilav yapmaya uygun olmadığını belirten Reis, pilavlık pirincin doğal olarak daha yüksek fiyatlı olduğunu; bakliyatta da eski ve yeni mahsul, yerli ve ithal ürünler ile dane iriliğine göre fiyat farklarının oluştuğunu kaydetti.
Bu noktada perakende satış noktalarına da önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Reis, kalite departmanlarının ve ürün alım sorumlularının yalnızca fiyat değil; analiz sonuçları, standartlar ve pişme performansını da dikkate almasının hem gıda güvenliği hem de müşteri memnuniyeti açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
İklim Değişikliği ve Gıda Güvenliği Uyarısı
Konuşmasında iklim değişikliğine de geniş yer ayıran Işılay Reis, Akdeniz kuşağında yer alan Türkiye’nin küresel ısınmanın etkilerini her yıl daha sık ve daha sert hissettiğini ifade etti. Yağışların azalması ve sıcaklıkların artmasının ekim-dikim takvimlerini değiştirdiğini, bitkilerin gelişimini zorlaştırdığını ve verimi baskıladığını söyledi.
Kuraklık, zirai don ve su sorunları nedeniyle bitkisel üretimde zor bir sezon yaşandığını belirten Reis, TÜİK’in 2025 yılı Bitkisel Üretim 2. Tahmini’ne göre buğday üretiminde yüzde 13,9, kuru baklagillerde ise yüzde 31 oranında azalma beklendiğini; en büyük düşüşün yüzde 43 ile kırmızı mercimekte görüldüğünü aktardı.
Hububat ve bakliyatta verim kaybı yaşansa da yeni hasada kadar yurtiçi gıda güvenliğini tehdit edecek bir arz riski bulunmadığını vurgulayan Reis, bu tablonun iklim değişikliğine karşı güçlü bir uyarı niteliği taşıdığını ifade etti.
Planlı Üretim Vurgusu
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Eylül 2024’te hayata geçirilen Planlı Üretim Modelinin son derece önemli bir adım olduğunu belirten Işılay Reis, bu modelin arz-talep dengesine dayalı, teknolojiyi önceleyen ve sürdürülebilir tarımı hedefleyen bir yapı sunduğunu söyledi. İşlenmeyen tarım arazilerinin üretime kazandırılması, üretim desteklerinin önceden açıklanması ve üreticiye öngörülebilirlik sağlanmasının tarımın geleceği açısından kritik olduğunu vurguladı.



