Yazar Köşesi

Sessiz Çalışan: Yetenek Yönetiminde Görünmez Risk

Son dönemde İK ajandamızın üst sıralarında yer alan “sessiz istifa” (quiet quitting) kavramını hepimiz biliyoruz. Ancak organizasyonel verimliliği tehdit eden, çok daha derinde seyreden bir başka durum daha var: Sessiz çalışan (quiet worker).

Sessiz çalışan; potansiyeli olan ancak kurum içindeki iletişim bariyerleri, yönetim tarzı veya toplantı kültürünün yarattığı baskı nedeniyle “görünmezliği” tercih eden profili tanımlar. Bu durum bir kişilik özelliği değil, tamamen bir kurum kültürü çıktısıdır.

 

Toplantı Masasında Kaybedilen Değerler

Bir kurumda fikirlerin nasıl sustuğunu anlamak için toplantı dinamiklerine bakmak yeterlidir. Özellikle sunum süreçlerinde; henüz stratejik çerçeve tamamlanmadan gelen müdahaleler, “detaycılık” adı altında yapılan aşırı sorgulamalar ve konunun bütünlüğünü bozan kesintiler…

Bu tarz bir yaklaşım, çalışanda bir süre sonra şu algıyı geliştirir: “Fikrimi geliştirmek yerine, gelebilecek eleştirilere karşı savunma yapmalıyım.” Enerji, değer yaratmaya değil, “hata yapmama” çabasına harcandığında çalışan kendini geri çeker.

İşte “sessiz çalışan” tam da bu noktada doğar.

 

Kurumsal Sessizliğin Maliyeti: Oto Sansür

Bir İK lideri olarak biliyoruz ki çalışan bağlılığının en yüksek olduğu yapılar, herkesin fikrini güvenle beyan edebildiği yapılardır. Eğer bir ekipte;

  • Fikirler paylaşılmadan önce çok sıkı bir iç denetimden (oto sansür) geçiyorsa,
  • “Fark yaratmak” yerine “onay almak” öncelik hâline gelmişse,
  • Toplantılarda sadece hiyerarşik olarak en üstteki kişi konuşuyorsa,

orada kolektif akıldan ve inovasyondan bahsetmek mümkün değildir. Sessiz çalışanların çoğaldığı bir organizasyonda potansiyel mevcuttur; ancak bu potansiyel, katma değere dönüşecek alanı bulamaz.

 

Verimli Bir İletişim İklimi İçin 3 Temel Adım

Yetenekleri elde tutmak ve potansiyeli açığa çıkarmak için yöneticilerin toplantı yönetimi ve geri bildirim kültüründe şu dönüşümleri yapması kritiktir:

  1. Kesintisiz alan tanımak: Sunum yapan kişinin düşünce akışını tamamlamasına izin vermek, konunun stratejik bütünlüğünü korur.
  2. Sorgulamayı değil, geliştirmeyi hedeflemek: Soruların amacı açık bulmak değil, fikri bir üst seviyeye taşımak olmalıdır.
  3. Hata payını yönetmek: Mükemmeliyetçilik baskısının çalışanları sessizliğe ittiği unutulmamalıdır.

 

Sonuç: Konuşulan Değil, Konuşulabilen Bir Kültür

Sessiz çalışan bir tercih değil, bir yönetim ikliminin sonucudur. İK profesyonelleri ve liderler olarak görevimiz; sessizliği bir disiplin göstergesi olarak görmek değil, o sessizliğin arkasındaki yaratıcılığı tetikleyecek şeffaf ve katılımcı bir kültür inşa etmektir.

Unutmayalım ki bir kurumun gücü, çalışanlarının sessizliğinden değil, fikirlerinin zenginliğinden gelir.

 

Daha Fazla Göster

Hasan Pektaş

Bileşim Kimya İnsan Kaynakları Müdürü

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen kapatıp sayfayı yenileyin.